4 Ocak 2010 Pazartesi

Albaya Mektup Yok

El Coronel No Tiene Quien Le Escriba
YAZAR: Gabriel Garcia Marquez

Alıntı:
...Büyük şeyler için bekleyen, küçük şeyler için de bekleyebilir...
..."Horozdan" diye yanıtladı kadın. "Oğlanlar ona o kadar çok mısır getirdiler ki o da bizimle paylaşmaya karar verdi. Hayat böyle işte."
"Doğru" diye içini çekti albay. "Hayat şimdiye dek icat edilen en güzel şey."...

25 Aralık 2009 Cuma

Bırakılmış Biri

YAZAR: Orhan Duru

Alıntı:
...İşte yazılmadan önce var olmayan bir kelime. Lök. Bu kelimeyle başlıyorum öyküme. Lök gibi öyküme. Şu anda saniyenin yüz binde biri kadar önce bir anda ve ondan önceki kalın saniyelerde yazılmış cümlelerin içindeki kelimelerin hiçbiri yoktu. Bakın bunu anlatmak için yazdığım tümce de önceden yoktu. Başlangıçta her yer ıssız ve boştu. Bütün bu yazdıklarım biraz önce yoktu yahu. Yani başlangıç her yer ıssız ve boştu, gene de öyle. Öylece bomboştu...

7 Aralık 2009 Pazartesi

Bulantı


La Nausée
YAZAR: Jean-Paul Sartre

Alıntı:
...Otodidakt'ın okudukları şaşırtıyor beni. Birden, son olarak elden geçirdiği kitapları yazanların adları aklıma geliyor. Lambert, Langlois, Larbalétrier, Lastex, Lavergne. Birden anlayıveriyorum. Okuma yöntemini buluyorum. Öğrenimini abece sırasına göre yapıyor. Bir çeşit hayranlıkla seyrediyorum onu. Böyle geniş kapsamlı bir işi yılmadan, ağır ağır gerçekleştirmek için ne kadar güçlü bir irade gerekli! Yedi yıl önce bir gün (öğrenimine başlayalı yedi yıl olduğunu söylemişti), bu kitaplığa kabararak girmiştir. Duvarları kaplayan sayısız ciltere bakıp Rastignac gibi, "Bilimler! Bu iş ikimize kaldı", demiştir. Sonra en sağdaki raftan ilk kitabı çekip sarsılmaz kararına eklenen bir saygı ve korku duygusuyla ilk sayfayı açmıştır. Bugün L harfine gelmiş, J'den K'ye, K'den L'ye geçmiş. Kınkanatlılarla ilgili bir incelemeden kuantum teorisine, Aksak Timur üzerine bir kitaptan Darwinciliği yeren bir Katolik kitapçığına ansızın geçtiği halde tedirginlik duymamış. Her şeyi okumuş...

20 Kasım 2009 Cuma

Uzaktan Aşk

L'amour de loin
YAZAR: Amin Maalouf

Alıntı:
...Şöyle böyle mi? Ne demek istiyorsun "şöyle böyle" derken? Ben gecemi gündüzümü bu şarkıları bestelemeye adıyorum; her notayı, her uyağı ateş sınavından geçiriyorum; ezelden beri orada gökyüzünde asılı duran ve yerini bekleyen o doğru sözcüğü bulana dek yirmi kez, otuz kez soyunup giyiniyorum. Ve sen "şöyle böyle" okuyorsun onları! "Şöyle böyle mırıldanıyorsun!" Zavallı! Zavallı adam! Nasıl böyle ihanet edersin bana, sonra da dostum olduğunu söylersin?...

19 Kasım 2009 Perşembe

Gizliajans


YAZAR: Alper Canıgüz

Alıntı:
..."Sizi en yakın çalışma arkadaşınızla tanıştırayım: Sanem Hanım." Sanem Hanım. Sanem. Evlen benimle Sanem. Kadınım ol benim. Yaşadığım tüm acıları, yaptığım bütün kötlükleri, pişmanlıklarımı, hatalarımı akla. Başına çiçekten taçlar yapayım, sana şiirler yazayım, seni her gece masallar anlatarak uyutayım. Bazı akşamlar DVD'de film seyredelim seninle. Birlikte hüzünlenelim, birlikte gülelim. Sanat galerilerini gezelim. Sen benden daha çok anla modern sanatı. Gördüğümüz eserlerin ne anlama geldiğini açıkla bana, ben başımı sallayayım. Ah ben ne aptalmışım! Nasıl olup da varlığından kuşkuya düşmüşüm? Oysa hayat denen bu yaranın seni bulmak dışında ne anlamı olabilirdi ki? Bak şimdi her şey açık görünüyor oysa. İlk görüşte aşka inanırsın, değil mi Sanem? Evet, çok doğru. Ben de başka türlüsüne inanmam zaten. Biliyor musun Sanem, ben hep seni severim. Her gün daha çok severim. Bak mesela pencerenin önüne bir kuş konar ben seni severim, bir tren yolculuğunda pencereden dışarı bakarken derme çatma bir ev gözüme çarpar ben seni severim, burnuma eskilerden, hangi uzak hatıraya ait olduğunu bir türlü çıkaramadığım bir koku çarpar ben seni severim, kafama kuş sıçar ben yine seni severim...

29 Ekim 2009 Perşembe

Benim Adım Kırmızı


YAZAR: Orhan Pamuk

Alıntı:
...Padişahlarının önünde yarışan iki hekimden biri, çoğu zaman pembe elbiseyle resmedileni, bir fili öldürecek kadar kuvvetli bir zehirden yeşil bir hap yapmış ve öteki hekime, lacivert kaftanlısına vermiş. O da önce zehirli hapı, arkasından da hemen yapıverdiği panzehirli lacivert bir hapı afiyetle yutmuş ve tatlı gülüşünden anlaşılacağı gibi,hiçbir şey olmamış ona. Üstelik şimdi, rakibine ölümü koklatma sırası kendine gelmiş. Ağır ağır hareket ederek, sıranın kendi hamlesinde olmasının tadını çıkararak, bahçeden pembe bir gül koparmış ve dudaklarına yaklaştırıp içine kimsenin işitmediği karanlık bir şiiri fısıldamış. Sonra, kendinden fazlasıyla emin hareketlerle, pembe elbiseli hekime bu gülü koklasın diye uzatmış. Gülün içine fısıldanan şiirin gücünden öylesine endişelenmiş ki pembe elbiseli hekim, kokusundan başka hiçbir özelliği olmayan bu gülü burnuna yaklaştırır yaklaştırmaz korkudan yıkılıp ölmüş...

26 Ekim 2009 Pazartesi

Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm


YAZAR: Zülfü Livaneli

Alıntı:
...Çok hoş bir insandır annem. Arkadaşları gibi o da her olayı mutfak zamanlamasına göre anlatır: "Tam fasulyemi ayıklayıp, soğanımı soymayı bitirmiştim, tencereye koyacaktım ki sokaktan bir gürültü geldiğini duydum." O sırada, iki kişinin ölümüyle biten bir trafik kazasından söz etmektedir ama sizin bunu anlamanız biraz zaman alır. "Sabah kalktım. Geceden ıslattığım barbunyayı süzeyim de kara suyu çıksın diye mutfağa gidiyordum ki, tam o sırada askerler bizim sokağa daldı." Annemin arkadaşları da böyle konuşur. Eminim insanığlunun aya ilk olarak ayak bastığı saniyeyi bile, tencerede soğan öldürmeyle birleştirerek anlatır bunlar. Ve yaptıkları yemekten birinci tekil kişi mülkiyetiyle söz açarlar: Etim, fasulyem, barbunyam, soğanım, pırasam, kıymam, böreğim...
...Galiba aşk, utanç duyusunun ortadan kalkması demek. İki kişinin birbirine karşı hiçbir şeyden, hiçbir düzeysizlikten utanmaması demek... Filiz'le birbirimize öyle cümleler kullanıyorduk, öyle sözler söylüyorduk ki, bir üçüncü kişinin bunları duymasına dayanamazdık...

15 Ekim 2009 Perşembe

Lanark: Dört Kitaplık Bir Hayat


Lanark: A Life in Four Books
YAZAR: Alasdair Gray

Alıntı:
...Öteki Joy ona uzun bardakta berrak bir içki verdi, Lanark içerken hepsi dikkatle onu seyrediyordu. İlk yudumun tadı önce yumuşak ve paslıydı, sonra soğuk ve sütlü, sonra nane şekeri gibi hafif ve keskin sonra cin gibi acı, sonra çikolata gibi ağır ve ılık, sonra da limon gibi keskin ama giderek limonata gibi şekerli bir hal aldı. Lanark bir yudum daha içti, dilinin üstündeki tat akışı bu defa büsbütün farklıydı, içkinin üst kısmının siyah frenk üzümüne benzeyen tadı, ortalarda çocuklar için hazırlanmış öksürük şurubu tadına çalıyor, boğazdan gerçeken süzme et suyuna benzer bir hal alıyor, ardından ağızda belli belirsiz bir tütsülenmiş istiridye tadı bırakıyordu...

28 Eylül 2009 Pazartesi

Ağaçkakan


Still Life with Woodpecker
YAZAR: Tom Robbins

Alıntı:
...Aşkı kalıcı kılmayı kim biliyor?
1. Aşka semtin en güzel pastanesine çikolatalı pasta almaya gittiğinizi, eğer kalırsa, pastanın yarısını yiyebileceğini söyeyin. Aşk gitmeyip kalacaktır.
2. Aşka ondan bir yadigar istediğinizi söyleyip saçından bir lüle alın. Saçı ucuzcu bir mağazadan alınmış, üç tarafında yin/yang sembolleri olan bir tütsü aletinde yakın. Yüzünüzü güneybatıya dönün. Yanan saçın üzerine eğilip inandırıcı biçimde egzotik bir dilde hızlı hızlı konuşun. Yanmış saçın küllerini alıp yüzünüze bıyık çizmek için kullanın. Aşkı bulun. Ona yeni biri olduğunuzu söyleyin. Aşk gitmeyip kalacaktır.
3. Aşkı gece yarısı uyandırın. Ona dünyada yangın çıktığını söyleyin. Hızla yatak odasının penceresine koşun ve pencereden dışarı işeyin. Rahat bir edayla yatağa geri dönün, aşkı her şeyin yoluna gireceği konusunda temin edin. Uykuya dalın. Sabah uyandığınızda aşkı yanınızda bulacaksınız...

21 Eylül 2009 Pazartesi

Yitik Adanın Öyküsü


A jangada de pedra
YAZAR: Jose Saramago

Alıntı:
...Yarımada'nın Asor Adaları'na doğru saatte iki kilometrelik bir hızla ilerlediği haberi Portekiz hükümeti tarafından durumun ciddiyetinden, kolektif tehlikenin aniliğinden dolayı istifa etmek için bir bahane olarak kullanıldı, bu da insanı hükümetlerin ancak yeterliliklerini ve etkililiklerini gerçekten sınamaya tabi tutmaya gerek olmadığında yetkin ve etkili olduklarını inanmaya sevk ediyor...

13 Eylül 2009 Pazar

Ölmez Otu


YAZAR: Yaşar Kemal

Alıntı:
...Hırsızlık... Dünyada hırsız olmayan hiçbir mahlukat yok. Hırsızlık başkadır. Taşbaşoğlu Efendimiz bile azılı, azgın hırsızın birisi Bizim adımız hırsıza çıkmış. Sinekler, balıklar, solucanlar, kartallar, güzel gözlü cerenler, kurtlar, karıncalar, her şey, herkes hırsız şu dünyada bre akılsız Uzunca Ali. Herkes hırsız olduğundan dolayı hırsızlık kutsal bir iştir. Hırsızların biri de peygamberler peygamberi Halil İbrahimdir. Halil İbrahim hem bereketin piri, hem de hırsızların. Dinle beni, herkes cehennemde yanacak, hırsızlığı meslek edinmişler doğru cennete. Onun için durma hırsızlık et Ali. Şu şimdiki yapacağımız hırsızlık seni cennete götürecek kutsallıkta mübarek bir hırsızlıktır. Haydi, neredeyse gün ışıyacak. Sana çok söz söylerdim ama, gün ışıyacak...

7 Eylül 2009 Pazartesi

Göre

Gözlerimiz birbirine göre
Ellerimiz, dudaklarımız
Ve aşk bize göredir

Gece tam aşka göre
Rüzgar geceye göre
Ve yağmur rüzgara göredir

Öpüşlerimiz yağmura göre
Odamız öpüşlerimize göre
Ve dünya odamıza göredir

Ve biz dünyaya göreyiz

Ataol Behramoğlu

5 Eylül 2009 Cumartesi

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu


YAZAR: Peyami Safa

Alıntı:
...Mum ışığında yarı çıplak, ne kadar güzelleşiyor! Her kımıldanışında bazı bir çocuk, bazı bir genç kız, bazı da bir kadın beliriyor: Saçlarının gıdığından kurtulmak için başının yaptığı küçük sıçrayışlarıyla bir çocuk; gömleğinden kurtulan yarı çıplak omuzun yavaşça ve utangaç içeri kaçışıyla bir genç kız; ve arada bir, arzulu bir teneffüsle gerilen göğsünün ileriye çıkışı, kendini gösterişi ve kuvvetli kabarışıyla bir kadın...
...Kendimi, kitapların kahramanlarından daha mühim bulduğum için, okumaktan sıkılıyorum. Istırabımın verdiği bencillik mani oluyor...

Yer Demir Gök Bakır


YAZAR: Yaşar Kemal

Alıntı:
...Gün kuşuk olmuştu. Fırtına gene sabahki gibiydi ama, köylüler sokaklara dökülmüşler. Evden eve gidip gelmeler, anlatmalar. Dur durak bilmeden Memidiğe yeniden anlattırmalar. Bugün köyün en mutlu günü. Herkes bu hikayenin tadında. İliklerine kadar bu hikayeyi duyuyorlar. Köyün güzel konuşanları, bir, bir daha, bir daha anlatıyorlar. Ocak başında toplananlar, birken üç, üçken beş oluyorlar. Ocak başındaki topluluklar gittikçe çoğalıyor...

30 Ağustos 2009 Pazar

Ortadirek


YAZAR: Yaşar Kemal

Alıntı:
..."Elimdeki yeşilcecik ot, sana diyorum, kimseciklere demiyorum. Üstlerine alınmasınlar. Yeryüzünün süsü, toprağın canısın sen. Doğmaz, ölmezsin, güneşe bulaşır, dağ dağ, düz düz parlarsın. Dünyanın gözüsün. Yeşilcecik ot, benim elim, ayağım tutarken, şu koca yokuşu da çıkmışken ben yürür de giderim. Kimsecikler yerinmesin. Sevinsinler, sırtlarına binecek değilim. Yeşilcecik ot, dur şurada da şu yokuştan aşağı bak. Gözün kararır. Bu yokuşu çıkan, şu düz yolu yürüyemez mi? Ben yürüyorum, sen sağlıcağlan kal, yeşilcecik ot!"...